EĞİTİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
EĞİTİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2009 Cumartesi

...KIŞ BENİ NEDEN YORUYORSUN...


Son zamanlarda herkezde aynı durum;mutsuz insanlar,asık suratlı,yüzü gülmeyen insanlar,herşeyden memnuniyetsiz olup,hiçbirşeyden tatmin olmayan insanlar.Bende buna dahilim sebebi ne bilemiyorum,birkaç araştırmadan sonra en geçerli sebep kış bunalımı gördüm ve bunu sizlerle paylaşmak istedim özelliklede sevgili Dilek'senin için yanlız olmadığını herkezin aynı durumda olduğunu görmeni istedim...Gerçi yaşadığımız şu ülkede o kadar çok sebep varki yüzümüzün düşmesine,karamsar olmamıza sebep olucak ,ama o konulara girersek hiç çıkamayız sanırım,ben yine sebep kış sendromu deyip bu işin içinden çıkayım ...Herkezin bu sendromu en kısa zamanda atlaması ,gülen yüzlerin bir çığ gibi artması dileğiyle.....:)
Kış depresyonu yaygın bir hastalık mı?

İklimlere bağlı olarak gelişen ve sonbahar-kış döneminde görülen depresyonun, yaygın ve gerçek bir hastalık olduğu belirtiliyor. Mevsimin dönmesiyle pek çok kişinin melankolik bir ruh haline eğilim gösterdiği vurgulanırken, psikolojik olduğu kadar fizyolojik dengenin de alt üst olduğu bildiriliyor. Havaların serinlemeye başlaması ve güneşin yavaş yavaş elini eteğini çekmesiyle depresyon, anksiyete ve panik gibi rahatsızlıklarda artış gözlemlendiğini ifade eden uzmanlar, bu duruma tıpta kısaca SAD (Mevsimsel Duygulanım Bozukluğu) adı verildiğini kaydediyor. Uzmanlara göre, sonbaharda başlayan ve ilkbahara kadar devam eden bu depresyon karanlık, soğuk hava, alçak basınç ve açık hava aktivitelerinin azalmasıyla doğru orantılı gelişiyor. Dışarıdan gelen motivasyonların etkisini yitirmesiyle, kişi kabuğuna çekilme eğilimi gösteriyor. Bu durum, bazı hayvanların kış uykusuna yatmasıyla paralellik taşıyor. Depresyona eğilimin arttığı bu mevsimde çalışmak, işe veya okula gitmek oldukça yorucu olabiliyor, hatta zaman zaman katlanılmaz bir hal alıyor. Bu isteksizliğin doğurduğu stres ve kendini zorlamanın etkisi ise depresyona yol açıyor. Mevsimin dönmesiyle pek çok kişinin melankolik bir ruh haline eğilim gösterdiğini söyleyen uzmanlar, psikolojik olduğu kadar fizyolojik dengenin de alt üst olduğunu vurguluyor. Uzmanlar, mevsime bağlı depresyonun en tipik semptomlarını şöyle sıralıyor: 'Yorgunluk, karamsarlık, iştahta değişiklik, baş ağrısı, uykusuzluk veya tam aksine aşırı uyku, isteksizlik ve içe dönüklük.' Uzmanlara göre, SAD, yalnızca mevsimlere bağlı olarak ortaya çıkmıyor. İyi aydınlatılmamış ofisler, görme bozuklukları ve mevsim normallerinin dışında seyreden günler de, ruh sağlığı üzerinde kötü etki bırakıyor. Kuzey ülkelerinde yaşayan insanların da soğuk ve karanlık kış mevsiminden en fazla zarar görenler olduğunu hatırlatan uzmanlar, İskandinav ülkelerinde intihar olaylarının sık görülmesini kısmen de olsa buna bağlıyor. Uzmanlar, bu rahatsız edici durumdan kurtulmak için yapılması gerekenlerin başında ışık tedavisinin geldiğini belirtiyor. Güçlü bir ışık kaynağına uzun süre maruz kalmakla sağlanan bu terapinin yanı sıra psikolojik danışmanlığa başvurmayı öneren uzmanlar, uygulanacak tedavi yöntemlerinin, hastalığın şiddetine ve gündelik hayatı ne kadar etkilediğine bağlı olarak değişebileceğini bildiriyor. Uzmanlar, yine de karamsarlıktan kurtulamayanlara 'şu ufak hatırlatmayı' yapıyor: "Her kışın ardından bir bahar gelir ve ilkbahar, mevsime bağlı depresyonun kabuğuna çekildiği dönemdir."

1 Ocak 2009 Perşembe

DİKKAT....

Bebeklerde soğuk algınlığı√ SOĞUK ALGINLIĞI VEYA ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU (ÜSYE) Soğuk algınlığı bebekler ve çocuklar arasında en çok rastalanan hastalıklardan biridir. Genelde sanılanın tersine soğukta kalmak yada üşütmekle olmaz. Boğaz ve burunda gelişen bir enfeksiyondur ve etkeni genelde virüsler olan bulaşıcı bir hastalıktır.Akciğerlerin yada kulakların etkilenme tehlikesi olduğu için bebeklerde ve çocuklarda görülen soğuk algınlığı daha ciddiye alınmalıdır. Çocuğunuzda sıradan grip belirtilerinin yanında kırmızı lekeler de çıkarsa kızamık yada kızamıkçık çıkarıyor olabilir. Bu hastalığın belirtileri akan bir burun, hapşırma, burun tıkanıklığı, ateş, halsizlik, iştah kaybı ve kuru bir öksürüktür. ÜSYE bütün bir yıl boyunca görülebilir ve sebebi bilinen 100 virüsten biridir.Genelde el teması veya hava teması ile geçer. Hastalık genelde üç ile on gün arası sürer, ancak küçük bebeklerde daha uzun sürebilir.√ Bilinen kesin bir tedavi yoktur ama aşağıdaki yöntemler uygulanır: • Bebeğin burun içi temizliğinin yapılması,eğer sert ise önceden serum fizyolojik damlatılıp yumuşatılması gereklidir. • Ortamın havasındaki nemin arttırılması faydalıdır. Bu hem burun tıkanıklığını önler hem de bebeğin daha rahat nefes almasını sağlar. • Bebeği sırtüstü değilde yüzükoyun uyutun. Bebeğin daha rahat nefes almasını sağlamak için yastık veya benzeri şeyleri yatağın altına koyarak başının bir miktar havada kalmasını sağlayın. • Burun tıkanıklığını açıcılar (dekonjestan) doktorun tavsiye ettiği şekilde kullanılabilir. • Vazelin türü ürünler burun dışına, alt taraflara ve çevresine tahrişleri ve deri kızarıklıklarını önlemek için sürülebilir. • Öksürük ilaçları sadece uykunun bölünmesine neden olan kuru öksürükler için kullanılmalıdır. Öksürük giderici bir ilaç hiç bir zamandoktor reçetesi olmadan kullanılmamalıdır. Antibiotiklerde başka bir mikrobik durum ortaya çıkmadıkça soğukalgınlığında bir fayda sağlamaz.√ Bebeği beslerken de şunlara dikkat etmelisiniz: • Eğer sizde gripseniz bebeğe virus sütünüz ilede geçmiş olabileceğinden doktorunuza danışarak bir süre bunu azaltabilirsiniz. • Sıvı gıdaların çok miktarda verilmesi ateş ve burun salgıları ile kaybedilen sıvıyı yerine koyacağından faydalıdır. • Bebek yeteri kadar C vitamini olan gıdalar almalıdır.√ Soğuk algınlığı bazen bebeklerde kulak enfeksiyonlarına veya bronşite neden olabilmektedir. Bu bebeğinizin ilk soğukalgınlığı ise; bebeğiniz üç aylıktan küçük ve ateşi 38 derecenin üzerinde ise; eğer ateşi aniden çıkar ve iki günden uzun sürer ise; kuru öksürük iki günden fazla devam ederse; bebeğiniz uyuyamaz ve beslenemez durumda ise; nefes alma zorluğunu dışardan hissediyorsanız; koyu yeşilimsi bir sümük oluşuyorsa; kulaklarını çekiştirerek aşırı bir biçimde ağlıyorsa bebeğinizi hemen doktora götürmeniz gereklidir.

2 Aralık 2008 Salı

AHHH BU OYUNCAKLAR...




Ah bu oyuncaklar hem bizi eğlediriyor hemde kavga ettiriyor.Bu hafta sonu babamın bir arkadaşının düğününe katıldık amcamlarla beraber, kuzenim Berkay ve ben huysuzluk yapınca erken ayrıldık düğünden, pizza yemeğe gittik amcamlarla.Annemler babamlar pizza yerken bizde Berkay'la birbirimizi yedik diyebiliriz, ama bu sefer ben haksızdım Berkay'ın ayıcığına taktım kafayı aldım elinden vermedim.Bunu yapmam çok yanlış biliyorum başkasını oyuncağına sahiplenmek ,onu almak bana yakışmazdı ama yaptım sonra annemin babamın anlatmasıyla yanlışımı anlayıp geri verdim ama bu sefer onlar almadılar ayıcığı , bir daha böyle hatalar yapmıycam bende...ÖZÜR DİLERİM...


Bunlarda bu hafta bana alınanlar,ben okula başladım hehe...Hikaye ve boyama kitapları...(birde bunlarla masamda oturup oynasam çok iyi olur ama ben heryerde ortaya karışık taşıyorum)



oyun hamurları, her renk her çeşit pazıllar ,bultaklar(eğitici oyuncakların her türlüsü)...birr sürü oyuncaklar alındı.Çok şanslıyım TEŞEKKÜR EDERİM ANNECİM, BABACIM...

Çocuk ve Oyuncak Oyun çocuk için yaşadığı dünyayı ve çevresindeki insanları tanıma yoludur. Çocuk oyun yolu ile yaşam deneyimi edinir, düşünce geliştirmeyi öğrenir. Oyun ve oyuncaklar aracılığı ile hem maddenin özelliklerini öğrenir hem de kendi gücünün sınırlarını deneyerek becerilerini farkeder ve geliştirme fırsatı bulur. Sonuçta oyun çocuk için sadece bir boş zaman etkinliği değil, bir düşünme, öğrenme ve kendini ifade etme aracıdır. Bu nedenle çocuklar için seçilen oyuncakların da önemi büyüktür. Çocuk ilk aydan itibaren çevresindeki nesnelerle ilgilenmeye başlar. İlk aylarda görsel ve işitsel olarak ilgisini çekecek sesli ve parlak renkli, bebeğin parmaklarıyla kavrayabileceği ve kendi kendine hareket ettirdiğinde bebeğe zarar vermeyecek nitelikte (yumuşak ve yuvarlak hatlı) oyuncaklar tercih edilmelidir. İlk bir yılda bebeğin kendi hareket ve çabasına tepki veren (ses çıkaran, yuvarlanan, dönen) ve çocuğun doku farklılığını kavrayabileceği değişik dokular içeren oyuncaklar tercih edilmelidir. Amaç çocuğun dokunarak farklılıkları hissetmesini sağlamak ve renk, şekil, boyut farklılığını çocuğa hissettirmeye başlamak olmalıdır. Bu aşamada çocuğun çevresindeki bir çok obje çocuğun ilgisini çekecektir. Evdeki parlak, değişik şekilli, hareket eden, ses çıkaran herşey ilgisini çeker. İki yaş civarında parmaklarını daha etkin kullanmaya başlayan çocuklar daha çok her iki ellerini de kullanarak hareket eden, her seferinde değişik şekle giren, büyük parçalı oyuncaklarla oynayabilirler. Bu yaştan itibaren oyuncaklarda çok fonksiyonluluk önem kazanır. Bebek, araba gibi tek fonksiyonlu oyuncaklar da dramatizasyonun öğrenilmesi açısından önem taşır ama bu yaştan itibaren tek fonksiyonlu oyuncağa alıştırılan çocukların ileride zihinsel çaba gerektiren oyun ve oyuncaklardan kaçındıkları bilinmektedir. Bu nedenle iki yaştan itibaren çocukların değişik boy, biçim ve renklerdeki değişik türde blok, lego v.s gibi inşa oyuncaklarıyla tanıştırılmaları gerekmektedir. Üç yaşından itibaren oyun çocuklar için tamamen bir sosyalleşme aracıdır. Artık mutfak eşyaları, kutular, masa, sandalye, giysiler oyun aracına dönüşebilir. Ya da çocuğun kendi kendine yeni şeyler üretebileceği malzemeler (su, hamur, kil, gazete kağıdı v.s) ilgi çeker. Doğal malzemeler her zaman en öğretici en geliştirici ve çocuğun kendini ifade etmesine en fazla olanak veren malzemelerdir. Oyuncak alınırken dikkat edilmesi gereken husus güvenliğin yanı sıra çocuğun uzun süre oynayabileceği yaratıcılığı geliştiren, eğlendirici ve öğretici olan ve oynayarak çocuğun rahatlamasına fırsat veren oyuncaklar olmasıdır. Özellikle ilk 6 yılın zilinsel ve psikolojik gelişim açısından en değerli yıllar olduğu hatırlanacak olursa bu yıllarda çocukların gelişimlerini destekleyecek, yaratıcılık, hafıza, dikkat, muhakeme, görsel ve işitsel algı gibi bir çok yeteneklerini geliştirmeye fırsat veren oyuncakların önemi de görülebilir. Kağıtlar, boyalar, bebek ve arabalar, boz-yaplar, eşleştirme ve muhakeme oyunları, şişe ve kutular vb gibi malzemeler zekanın bir çok yönünün gelişmesine fırsat verdiği gibi duygusal ve sosyal anlamda da gelişmeye ve yetişkin yaşantısını, sosyal sorumlulukları öğrenmeye fırsat veren malzemelerdir.Anne-babalar çoğu kez oyuncak seçerken çocuğun taleplerini göz önünde bulundururlar. Moda olan, reklamı yapılan, başka bir arkadaşta görülen oyuncaklar baş sıradadır. Çünkü bu oyuncaklar talep edilen ve çocuğu mutlu edeceği düşünülen oyuncaklardır. Ancak bu düşünceyle alınan birçok oyuncağın yukarıda belirtilen amaçlara hiçbir katkısı olmadığı gibi uzun süreli ilgilenilme olasılıkları da çok düşüktür. Dikkat edilirse çocuğun uzun süreli aynadığı oyuncakların genellikle moda olan oyuncaklar değil, çok daha sade ve belki de ucuz oyuncaklar olduğu, çocuğun bu oyuncak aracılığı ile bir çok şeyi deneme ve yaratma olanağı bulduğu görül ebilir. Oyuncağın bir diğer fonksiyonu da özellikle 6 yaşından itibaren çcuğa sosyal kuralları ve paylaşımı öğretmektir. Kural içeren, bazen birden fazla kişiyle oynanabilecek grup oyunları bu yaşta ve ilkokul çağı boyunca daha fazla tercih edilmelidir. Yine moda oyuncaklara bakılacak olursa bunların çoğunun çocuğun sosyalleşmesini hedeflemedikleri, çoğunlukla şiddetin ve karşı tarafı ezmenin teşvik edildiği oyunlar olduğu görülmektedir.Oyuncak seçiminde elbette ki çocuğun kişiliği, istek ve ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalıdır. Özel ilgi ve yeteneği olan çocuğun bu yönde desteklenmesi ve alınacak oyuncakların da benzer içerikte olması gerekmektedir. Anne-babaların ve çocuğun çevresindeki diğer yetişkinlerin sıkça yaptıkları bir hata da çocuklarına gösteremedikleri ilgi ve veremedikleri zaman yerine onu oyuncağa boğmanın tercih edilmesidir. Bu bakış açısıyla sürekli, belli bir amaca hizmet etmeyen, birbirinden pahalı oyuncaklar satın alınarak çocukla kurulamayan sevgiye ve yakınlığa dayalı bir iletişimin yerine oyuncaklar konulmaya çalışılmaktadır. Oysa çocuklar için anne ve babalarıyla geçirecekleri zaman birçok oyuncaktan daha doyurucudur. Ayrıca sürekli her istediği alınan çocukların okula başladıklarında sosyal yaşantıya uyum sağlamakta, sınır öğrenmekte güçlükleri olduğu bilinmektedir. Bunun yerine çocuk ihtiyaç duydukça ve zaman zaman çocuğu ödüllendirmek amaçlı olarak oyuncak alınması tercih edilmelidir.
Belgin Temur



7 Kasım 2008 Cuma

BALIĞIN YARARLARI...

Balık; Annemin ve babamın çabaları boşa çıkmadı balık sevgilerini banada aşıladılar sonunda, çok hoş, tapzeze balık sen seçiyorsun istediğini, yirmi dakida geliyor,hiçbir lüksü yok balığın lezzetinden ,tazeliğinden ve hijyeninden başka(zaten önemli olanda bu, tavsiye edilipde gittiğimiz balıkçıdan söz ediyorum çok güzel bir yer)Bu sefer çok sevdim çokda yedim balık, ben yedim annem ve babam çok sevindi,çok yararlıymış bu balık sizde yiyin en az haftada birkez biz öyle yapıyoruz...İşte size birkaç yararlı bilgi:

BALIĞIN YARARLARI:Yağ oranı düşük olan balık hayvansal proteinin önemli bir kaynağıdır. Balık yüksek kaliteli protein, omega 3, omega 6, vitamin ve mineral içermesi açısından besin değeri yüksek bir besindir. Kalp sağlığı üzerine koruyucu etki göstererek, kötü huylu kolesterolün azalmasını, iyi huylu kolesterolün artmasını sağlayan, bu sayede kan damarlarının tıkanmasını önleyerek dolaşımın akışkanlığını devam ettiren omega 3 yağ asitleri yönünden zengin olan balığın bu etkileri konuyla ilgili çok sayıdaki araştırmayla da desteklenmektedir. Omega 3 yağ asitlerinin sağlık üzerine bir diğer etkisi kansere karşı koruyucu kalkan işlevi görmesidir. Özellikle göğüs, prostat ve kolon kanserinde omega 3'ün yararlı olduğu bilinmektedir. Balığın özellikle çocuklarda zekâyı geliştirici özelliği vardır. Düzenli olarak omega-3 bakımından zengin besinler tüketenlerde beyin yaşlanması daha da yavaşlatır...
Omega-3 yağ asitlerinden istifade etmek için az da olsa balık yemelisiniz. Haftada bir kere de olsa beslenme planınıza balığı eklemeyi unutmayın.

İşte balık yemenin yararları..

Kalp krizi riskini önler, kolesterolünüzü dengeler
Küçük çocuklarda gözün retinası ile beyin gelişimine yardımcı olur: Gebelikte anne adayları fetal gelişim için gebeliğin son üçüncü ayında haftada bir ya da iki kez balık yemeliler. Ayrıca, prematüre bebeklerde geri dönülemez görsel boukluk riskini önler. Ancak hamileler kılıç balığı, köpek balığı, taze ton balığı gibi ağır metal ve ilaç içeren balıkları yememeliler. Balık yağı içeren ilaçları kontrol edilmedikleri ve kalite garantisi olmadığı için almamalılar.

Kilo kontrolü sağlar.
Balık düşük yağ ve kalori içerdiği için diyette mükemmel bir besindir. Buğulama, ızgara gibi pişirme şekilleri daha çok önerilir.

Romatizmal hastalıklara iyi gelir.
Balık yağları romatoid hastalıklar ve şişilkleri için yararlıdır. Bu nedenle haftada birkaç kez balık yenmelidir. Eğer düzenli olarak balık yerseniz romatizmal hastalıklardan korunabilirsiniz.

Göğüs kanserini önlemeye yardımcı olur.

16 Ekim 2008 Perşembe

BİRAZDA ALIŞVERİŞ...


Sonbahar bitiyor kış geliyor, kendimize dikkat etmek lazım,soğuklara,enfeksiyonlu ortamlara,yememize ,içmememize herşeye....
Haydi alışverişe...
Herşeyi zamanında yani mevsiminde tüketmeli kışın bol bol meyve yenmeli, işte size yardımcı olucak birkaç bilgi;



    • OCAK Sebze:
      Kereviz, lahana, brüksel lahanası, brokoli, havuç, pırasa, ıspanak, pazı,
      karaturp, kırmızı turp. Meyve: Elma, nar, portakal, armut, ayva, greyfurt.




    • ŞUBAT Sebze: Brokoli, brüksel lahanası,
      karnabahar, pazı, hindibağ, ıspanak, pırasa, pancar, defne yaprağı, havuç, frenk
      soğanı, turp. Meyve: Elma, portakal, muz, armut, greyfurt, ayva.




    • MART Sebze: Ispanak, havuç, pırasa,kırmızı turp,
      brokoli. Meyve: Elma, muz




    • NİSAN Sebze: Taze soğan, taze sarımsak,
      kuşkonmaz,taze kekik, bakla, marul. Meyve: Can erik


    • MAYIS Sebze: Enginar, bakla, madımak, semizotu,
      papatya, ebegümeci, domates, salatalık. Meyve: Çilek, yeşil erik, malta
      eriğ
      i, dut.


    • HAZİRAN Sebze: Enginar, taze patates, taze
      fasulye, bakla (ayın ortasına kadar), bezelye, kabak, sivribiber, domates,
      salatalık, kuzu ıspanak, semizotu, rezene, marul,üzüm yaprağı, taze soğan, taze
      sarımsak, dereotu, dolmalık biber, çalı fasulyesi. Meyve: Kiraz, yeşil erik,
      malta eriğ
      i, kayısı, şeftali, dut.


    • TEMMUZ Sebze: Domates, salatalık, bezelye,
      dereotu, kum havucu, taze fasulye, kuzu ıspanak, kabak, patlıcan, semizotu,
      sivribiber, dolmalık biber, çalı fasulyesi, barbunya fasulyesi. Meyve: Kayısı,
      şeftali, kavun, sarı erik, karpuz, ahududu, vişne.


    • AĞUSTOS Sebze: Domates, salatalık, patlıcan,
      dolmalık biber, çarliston biber, sivribiber, taze fasulye, barbunya fasulyesi,
      kabak, mısır, kırmızı salçalık biber. Meyve: Kayısı, kavun, kırmızı erik,
      şeftali, vişne, böğürtlen, karpuz, incir, mürdüm eriğ
      i, üzüm.


    • EYLÜL Sebze: Mantar, patlıcan, mısır, pazı,
      biberiye, barbunya fasulyesi, kabak, dolmalık biber, kırmızı salçalık biber.
      Meyve: Mürdüm eriği, fındık, kavun, karpuz, incir, üzüm.


    • EKİM Sebze: Mantar, fındık, ceviz, ıspanak, yer
      elması, pırasa, lahana, kıvırcık salata, kırmızı turp, karnabahar, havuç. Meyve:
      Armut, ceviz, üzüm, elma, greyfurt, mandalina, muz.


    • KASIMSebze: Balkabağı, kabak, lahana, kereviz,
      pırasa, yer elması, havuç, ıspanak, karnabahar, pazı. Meyve: Ceviz, kestane,
      üzüm, elma, muz, mandalina, nar, armut, kivi, greyfurt, Trabzon hurması.


    • ARALIK Sebze: Balkabağı, lahana, yer elması,
      pırasa, brüksel lahanası, karnabahar, ıspanak, kereviz, havuç, pazı, kara
      lahana. Meyve: Elma, mandalina, portakal, nar, armut, muz, kivi, kestane,
    • greyfurt, ayva.

24 Haziran 2008 Salı

GOGGALARIM(TOKALARIM) VE İLK KELİMELERİM...

Bunlar benim goggolarım çook seviyorum goggolarımı annem her alışverişimizde bana bir sürü alıyor ama ben ya kırıyorum yada kaybediyorum...


ÇİSE VE İLK KELİMELERİ; Anne:annii-baba;babbaa-ananene:nanne-dede:dedde-toka:gokka-teyze:şejje-dayı:diyi-cansu:şaşşu-su:içççiççç-yemek:mammba-gel:dell-bitti:ditti-gitti:dittii-attım:addiii-aç:aşşaşş-ayakkabı:didiy-gezme:addaa-yıkanmak:vidividdi-köpek:avvavvv-kedi:fissifissi-inek:mömö-at:dehhh-popo:tuusuni-kaka:gagga-uyku:kafa sallıyarak eeeee-kalk:tatt-emzik:mimmi-bilgisayar,kumanda ve tv:aşşş aççççç. BEBEKLER KONUŞMAYA NE ZAMAN BAŞLAR?...Her anne ve baba bebeğinin bir an önce konuşmasını ister değil mi? Ancak bazı çocuklar için konuşmaya başlamak zaman alabiliyor. International Hospital Konuşma ve Lisan Patolojisi Uzmanı Burcu Ardaman konuşma ile ilgili merak edilen tüm soruların yanıtlarını veriyor.Bir çocuk hangi yaşta konuşmaya başlar?Uzm. Burcu Ardaman : Bebeğin hayatının ilk birkaç haftası yemek yemek ve uyumak gibi biyolojik olaylardan oluşsa da, çok geçmeden anne babalar ikili iletişime şahit olmaya başlarlar. Bebeğin anneye bakıp gülümsemesiyle tek taraflı olan iletişim bebeğin bir tepki vermesiyle çift taraflı hale dönüşür. İlk aylardaki bu sözsüz iletişim bebek büyüdükçe şekil değiştirerek sözlü bir hal alır. Üçüncü aylarında bebekler daha çok sesli harflerin duyulduğu agulamalara başlarlar. Seslerinden aç mı ya da kızgın mı oldukları rahatça anlaşılır. 5-6 aylık bebekler sesli oyuna başlar. 9-12 ay arası bebekler ses mekanizmalarını daha iyi kontrol edebildiklerinden hisleriyle sesleri arasındaki paralellik artar. İlk senenin sonuna doğru bebekler lisanın vurgularını, sesleri ve bunu iletişim aracı olarak kullanmayı öğrenir. İlk anlaşılır kelimeler 12-18 ay arası ortaya çıkar. Ancak bu dönemde bebek daha önce kullandığı anlamsız lisanı tamamen elden bırakmaz, kelime haznesi genişleyene kadar bu sistemden yararlanmaya devam eder. Şunu da unutmamak gerekir ki bebekler bireysel farklılıklar gösterir. Birinin belli ayda yaptığını diğeri de aynı zamanda yapacak diye bir şart yoktur. Sahip olduğunuz kitabi bilgiler uygulamayla birebir paralellik göstermeyebilir. Unutmayın ki aklınızda bir soru işareti oluştuğunda en sağlıklı yol bir uzmana danışıp bilgi almaktır.Çocuğun hangi yaşta hangi sesleri söyleyebilmesi gerekir?Uzm. Burcu Ardaman : Bir bebeğin seslerle olan yolculuğu doğumla başlar. İlk 6 haftada öksürmek, ağlamak gibi refleksif sesler çıkarır. Sonraki 6 ay agulamalar ve ses oyunlarıyla geçer. 7-10 ay arası ba-ba-ba, ma-ma-ma, de-de-de gibi hece tekrarları ve daha sonrasında da-ba-ma gibi farklı hecelerin birleştirilmesiyle geçer. Bu dönem pek çok anne baba tarafından gerçek kelimelerin ortaya çıkışıyla karıştırılabilir. Çoğu zaman bu tekrarlar bebek tarafından anlamlı kullanılan kelimeler değildir. Bebeklerin erken dönemde en rahat çıkardığı sesler /a/, /b/, /m/ ve /y/ sesleridir. Yaklaşık 2 yaş civarı bunlara diğer sesli harfler ve /k/, /g/, /p/, /d/, /f/, /n/ gibi sessizler eklenmeye başlar. 3 yaş ve sonrasında da sessiz harflerin kalanları yerine oturur. Seslerin ortaya çıkmaları erken yaşlara denk gelse de bu seslerin günlük konuşmada çocuklar tarafından doğru kullanılmaları daha uzun bir zamana yayılır. Örneğin /r/ sesinin normal gelişen 4 yaşındaki bir çocuk tarafından dönem dönem yanlış kullanılması şaşırtıcı değildir.

9 Haziran 2008 Pazartesi

16.AY AŞIM VE DOKTOR KONTROLÜM...

E Bugün 16. ay aşım ve doktor kontrölüm vardı.Ben doktor amcayı görünce istemedende olsa ağladım son iki aşımda yapıyorum bunu.AMA artık ağlamıycam ,arkadaşlar sakın sizde doktora gidince ağlamayın ve aşılarınızı zamanında yaptırın ihmal etmeyin...
Çise için Aşı Takvimi
Zamanlama
Aşı Türü
çise doğduğunda 5 Şubat 2007
Hepatit B Aşısı
1. ay 5 Mart 2007
Hepatit B Aşısı
2. ay 5 Nisan 2007
DTPa, Polyo ve Rotavirüs Aşısı
3. ay 5 Mayıs 2007
Tüberküloz Aşısı
4. ay 5 Haziran 2007
DTPa, Polyo ve Rotavirüs Aşısı
6. ay 5 Ağustos 2007
DTPa, Polyo ve Hepatit B Aşısı
12. ay 5 Şubat 2008
Suçiçeği, Kızamık, Kızamıkçık ve Kabakulak Aşısı
18. ay 5 Ağustos 2008
DTPa ve Polyo Aşısı
24. ay 5 Şubat 2009
Hepatit A Aşısı veya Kombine Hepatit A ve B Aşısı
30. ay 5 Ağustos 2009
Hepatit A Aşısı
4 - 6 Yaş 5 Şubat 2011
DTPa, Polyo, Suçiçeği, Kızamık, Kızamıkcık ve Kabakulak Aşısı
6. Yaş
Tüberküloz Aşısı
10 - 25 Yaş 0. ay
HPV (Human Papilloma Virüs) Aşısı*
10 - 25 Yaş 1. ay
HPV (Human Papilloma Virüs) Aşısı*
10 - 25 Yaş 6. ay
HPV (Human Papilloma Virüs) Aşısı*

28 Mayıs 2008 Çarşamba

YEMEKSEVER ÇOCUK YETİŞTİRMEK İÇİN...

Son hallaerimden görüntüler...


NOT: Bu aralar bende dahil bütün arkadaşlarımda bir iştahsızlık var,annemde bu yüzden bana ve size yardımcı olabilecek bir yazı araştırdı okumanızı tavsiye ederim...
Yazarlar
Sizin İçinGamze Altınsoy Diyetisyen

Yemeksever Çocuk Yetiştirmek İçin
Çocukların yemek yemeği öğrenmesi onlar için gelişimsel bir basamaktır. Yemek yeme problemi en çok 1-3 yaş grubu çocuklarda görülmektedir. Bu dönemde çocuklar bir taraftan anne ve babalarının davranışlarını taklit ederler iken diğer bir taraftan da bağımsızca hareket etmeye yani bireyselleşmeye çalışmaktadırlar.
Anne ve babalar için zor bir süreç olan bu dönemde en çok rastlanan şikayetler; çocukların sık sık yemek seçmesi, yemek yemeyi reddetmesi, yemek yerken birden çok şey ile ilgilenmesi ve ağızda yemek bekletmesidir.
Çocuğunuzun yemek tüketmesi için neler yapabilirsiniz?
• Çocuklar bazen yemek yemeği reddetme davranışı gösterir. Bu durumda yapılması gereken reddettiği besini birkaç gün veya birkaç hafta sonra tekrardan yemesini denemektir. Eğer zorlayarak o anda yemeği tükettirmeyi çalışırsanız o besinin çocuk tarafından tüketilmesini daha imkansız bir hale getirmiş olacaksınız.
• İlgisini çekmek ve yemek yemeği zevkli bir hale getirmek için renkli tabaklar ve bardaklar kullanabilirsiniz.
• Sebze yemeğini tek başına tüketmeyi reddediyorsa, yoğurt ile karıştırarak tekrardan tükettirmeyi deneyebilirsiniz.
• Özellikle 2 - 3 yaş grubu çocuklar kendi istediklerini yapmak konusunda inatlaşırlar, bu sebep ile çocuğun kendisinin karar verdiğini sanması için seçenek sunarak yemeği tüketmesini sağlayabilirsiniz. Örneğin iki çeşit sebze yemeği hazırlayıp, fasulye mi yemek istersin? Yoksa ıspanak yemeği yemeyi mi? gibi seçenekli soru sorduğunuz zaman çocuk tek başına karar verdiğine inanacaktır ve yemeği tüketmeye karşı bir direnç göstermeyecektir.
• Birkaç çeşit sebzeden oluşan bir sebze çorbası içirmek veya ızgara et, tavuk yada balık gibi proteinden zengin besinlerin yanında sebzeleri garnitür olarak tabakta kullanıp çocuğun severek tüketeceği bir besin haline getirmekte sebze tüketiminde kullanabileceğiniz diğer bir yöntemdir.
• Sizin yemek tüketirkenki davranışlarınız, yemekler hakkındaki yorumlarınız çocuklar tarafından hemen hafızaya alınır ve bu doğrultuda çocuklar kendilerince davranış hareketleri sergilemeye başlarlar. Unutmayın ki anne ve babanın davranışlarının dışında evde yaşayan kardeş veya büyük anne ile büyük babanın davranışları da çocuğun o besini severek tüketip tüketmemesinde önemli bir rol oynayacaktır.
• Çocuklarınızın yemek tüketimini başka çocuklarla veya komşunun çocuğuyla sakın karşılaştırmayın. Çünkü bu davranış modeli çocuğunuzun ruh sağlığını olumsuz yönde etkilerken diğer bir taraftan da fazla kalori almasına sebep olarak gereksiz yere kilo almasına sebep olabilmektedir. Unutmayın ki çocuklar ana öğün zamanlarında tükettikleri besinlerin haricinde ara öğünlerde de besin tüketmektedirler ve besin tüketim miktarı çocuktan çocuğa değişim göstermektedir.
• Çocuğunuzun tabağına koyacağınız yemek miktarı da yine çocuğun o besini tüketmesinde önemli bir yere sahiptir. Eğer tabağı tepeleme doldurursanız çocuk daha yemeğe başlamadan o miktardaki besini tüketemeyeceğine inanarak besini yemeği reddedecektir.
Çocuğunuzla birlikte sağlıklı günler dileğimle.



8 Mayıs 2008 Perşembe

OHHH MİS GİBİ BAHAR HAVASI...





Ohhh mis gibi bahar havası, havalar çok güzel bizde kuzenler güzel havanın tadını ananemin güzel bahçesinde çıkardık yerlerde yuvarlandık, çimenlerde oynadık ,bahar ne güzelmişsin ,çünkü hep geziyoruz sayende...

Nasıl poz ama?
Ben Duru ve Cansu ablam...Annemin eseri...
BAHAR HAVASI...(İLKBAHAR)



Baharla birlikte çocuk kendini özgür hissetmeye başlar. Artık kış mevsiminde “Dışarı çıkma hasta olursun.” ihtarı geçerliliğini kaybetmektedir. Kendini evin haricinde bulan çocuk hemen oyun oynamak isteyecektir. Çünkü kış mevsimi boyunca oyun oynayamamış ve oyunları özlemle bekledikten sonra bu imkâna kavuşmuştur. Bir de kırlara çıkıp koşmak, yuvarlanmak, tabiatın o mükemmel kokusunu koklamak, havasını teneffüs etmek o miniklere öyle bir haz verir ki bu haz bile onları bahara bağlamaya yeter de artar bile. Bahar minikler için coşku demektir, coşku baharla birlikte çocukların minik dünyalarında yerini alır. Bahar, güzel bir yaz mevsiminin habercisidir. Çocukluk dönemine ait güzel anıların içerisinde baharın yer almaması kaçınılmazdır. Hepimiz biliriz ki baharla birlikte güneş kendini gösterir. Güneş hep vardır, bahar onu daha fazla hissetmemizi sağlar ve bu yaz mevsiminde son haddine ulaşır. Kış mevsiminin güneşi az günlerini geride bıraktıkta sonra özellikle, güneşi çok seven çocuklar için güneşin kendini göstermesi ve çocukların iliklerinde güneşin sıcaklığını hissetmeleri baharı çocuklar için daha da cazip hale getirir. Bu sadece çocuklar için mevzu bahis değildir. İnsanların genelinde bu eğilim söz konusudur...

9 Nisan 2008 Çarşamba

FOTOJENİK BEBEĞİM BENİM.(ÇOCUĞUM BANA VE ARKADAŞLARINA VURUYOR)

VARMI BU KADAR GÜZEL BİR KIZ DÜNYADA ANNESİNİN BİR TANESİ NAR TANESİ, KUZUSU...





Çocuğum Bana ve Arkadaşlarına Vuruyor

-->



Çocuklar kardeşlerine, arkadaşlarına ve yetişkinlere çeşitli sebeplerle vururlar. Anne babaları tarafından hoş karşılanmasa da bu durum aslında normaldir. Bu yöntem, çocukların kızdığı ve kendini anlatamadığı zamanlarda başvurduğu bir duygularını gösterme biçimidir. Diğer yandan; kendisine uygulanan disiplin çabalarına tepki vermek, nasıl olduğunu denemek, kıskançlık veya dikkat çekmek gibi çeşitli sebeplerle başkalarına vurabilir.
Ne yapabilirsiniz?Sakin olun. Zor olabilir ama bağırmak, azarlamak ve hatta sizin de ona vurmanız çocuğun davranışını düzeltmeyecek hatta ona kötü örnek teşkil edecektir. Kendi sinirinize hakim olmaya çalışmak çocuğun kızgın tavırlarını kontrol edebilmek için yapmanız gereken ilk şey diyebiliriz.Sonuçlarla anlatmaya çalışın. Çocuğunuz oyun oynamak yerine arkadaşlarına vurmayı tercih ediyorsa hemen durdurun. Oyundan çıkarın ve yanında oturup oynayan çocukları birlikte seyredin. Arkadaşlarına vurmadan istediği zaman oyuna katılabileceğini söyleyin. "Sana vursalar üzülmez ağlamaz mısın" gibi yaklaşımlarla çocuğun empati kurmasını beklemeyin. 2-3 yaşındaki bir çocuk kendini başkasının yerine koyup düşünemez, sadece yaptıklarının sonuçlarını anlayabilir. Saldırgan olursa oyun oynamasına izin verilmeyeceğini anlarsa davranışını düzeltebilir.Hemen müdahale edin. Arkadaşlarına ya da kardeşlerine vurmaya başlayan çocuğunuzu hemen uyarın. Etrafındaki çocukların çığlıklar atmasını beklemeyin. Her durumda aynı tepkileri verirseniz çocuk yaptığının yanlış olduğunu daha çabuk öğrenir.İyi davranışlarını farkedin. Oyuncağı almak istediği zaman arkadaşına vurmak yerine güzel güzel istediğinde farkedin ve çocuğunuza doğru yaptığını hissettirin. Ona sarılıp öpün, aferin deyin. Sizin takdirinizi aldığını farketmesi önemlidir.Fazla televizyon izletmeyin. Çocuklar için yapılmış programlar, çizgi filmler, hatta kimi zaman reklamların bile şiddet, bağırma/vurma içerdiği günümüzde çocuğunuzun ne izlediğine ve ne kadar izlediğine dikkat edin. Gerçekle sanalı, doğruyla yanlışı ayıramayacak kadar küçük olan çocuklar, izlediklerinden çok fazla etkilenmektedirler. Çocuğunuzun izlediğinden ne anlam çıkardığını öğrenmek için onunla birlikte seyredin ve izledikleriniz hakkında konuşun. Bazı uzmanlar 2 yaşın altındaki çocukların hiç televizyon izlettirilmemesi gerektiğini savunmaktadırlar. Enerjisini boşaltabileceği olanaklar yaratın. Yaşam enerjisiyle dolu yavrunuzun rahatça koşup oynayabileceği fırsatlar bulun. Özellikle açık havada zaman geçirmesi, dilediği gibi davranabilmesi onu çok rahatlatacaktır. Parkta, sahilde, oyun grubunda ya da uygunsa evde rahat davranacağı zamanlar geçirmesini sağlayın.Size vurmaya kalkarsa engel olun ama siz de vurmayın. Çocukların duygularını ifade etmek için bedenleri kullanabilirler ama bir başkasını incitmemeyi öğrenmeleri gerekir. Başkasına vurmanın yanlış olduğunu anlatabilmek için sakın onun poposuna bir şaplak atmayı denemeyin. Bu şekilde sadece saldırganlığın normal bir davranış olduğunu göstermiş olursunuz. Size vurmaya kalkıştığında hemen elini tutup engel olun ve sakin bir biçimde "Hayır" deyin.


NOT:www.modernanne.com sitesinden alınmıştır

7 Nisan 2008 Pazartesi

ÖRÜMCEK KIZ...(ÇOCUKLARDA DİSİPLİN)









NOT:www.anneyiz.biz sitesinden alıntıdır.

Çocuklarda disiplin eğitiminine dikkat! ...

Günlük yaşam içinde ailelerin sıklıkla karşılaştıkları zorluklarının başında ”disiplin” gelmektedir. Anne-babalar çocuklarını eğitirken neleri yapıp neleri yapmamaları konusunda sık sık belirsizlik yaşarlar. Disiplin, kişilerin içinde yaşadıkları topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemlerin tümü olarak tanımlanabilir. Eğitimde ilgi ve disiplin önemli unsurlardır. Her eğitim sistemi, bu iki kavramı içine almaktadır. Disiplin ilgisizlik değildir, ilgi de disiplinsizlik değildir, farkına varılması gereken ayrım da budur.Disiplin; çocuğa hayatın kurallarını öğretmektir, onun kişiliğini ezmek değildir. Disiplin; çocuğu sağlıklı ve dengeli bir şekilde yetişkinliğe hazırlamaktır. Disiplin; çocuğun doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırma, kendini kontrol edebilme, insan ilişkilerinde sınır koyabilme, iyi ve yardımsever olabilmek gibi temel duygularımızı güçlendirmektir. Disiplin çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretmek, kendi kendini denetleme ya da iç denetim olan ahlak gelişimini sağlamaktır.Disiplin bir anlamda çocuğun sahip olduğu sorumluklarıyla yaşantısındaki hareketlerinin, doğal ve sosyal sonuçlarını kabul etmesidir.Disiplin teorik olarak kızgınlık ya da sertlik içermez. Disiplin; kararlılık, düzen ve belirlenmiş kurallara işaret eder. Anne-babalar çocuk büyütürken hata yaparlar, pek çok şeyi deneme-yanılma yoluyla bulurlar ya da bazen surun çözme becerilerini kullanamaz olurlar. Aile içinde oluşturulmuş koşulsuz sevgi, güven ve açık iletişim sayesinde her zaman, her durum yeniden yapılandırılabilir.Disiplinin 3 temel amacı vardır: 1- Sevgi ve güven ilişkisini geliştirmek, 2- Benlik değerinin temelini atmak, 3- Başkalarını anlayarak ve onların kişiliklerine saygı göstererek model görevini gerçekleştirmek olarak sınırlanabilir. Geleneksel eğitim anlayışında disiplinden anlaşılan; ceza, ilgiden anlaşılan şımartmayken; çağdaş eğitim anlayışında disiplin; sorumluluk kazandırma, ilgi ise takdir etme, destek verme, rehber olma anlamındadır. Çağdaş eğitim anlayışında disiplin ile ilgi arasında bir uçurum değil, bir bütünlük vardır. Çocuk, belli davranışlarına hâkim olmayı, ceza ile değil sevgi, ilgi ve hoşgörü ile disiplinli bir şekilde öğrenir. Ceza, bir davranışı öğretmeye ya da olumsuz bir davranışı terke değil, sadece bir süreliğine bastırma ya yarar. Bu ise, bizim istediğimiz bir eğitimi karşılamaz. Bu nedenle cezaya dayalı bir eğitimin disiplin olarak anlaşılması ve adlandırılması kanımızca yanlıştır. Çocuklar ilgi ve ihtiyaçları gözetilerek, yerinde ve zamanında yapılan doğru yönlendirilmelerle yaşama hazırlanmalıdır. Çağdaş disiplin anlayışı olarak da adlandırılan bu yeni disiplin anlayışının asıl amacı, küçük yaşlardan başlayarak çocuklarda öz denetim mekanizmasını geliştirmektir. Bu şekilde çocuk, demokratik yaşama bilincini, yaratıcılığı, sorumluluğu, faydacılığı, hoşgörüyü, bireysel özellik olarak kazanacak ve hayat boyu bu özelliklere uygun davranımlar geliştirecektir. Böylece çocuk; sorumluluklarının bilincinde, kendi kararlarını kendi alabilen, (toplumsal bir) “birey” olacaktır. Dayak veya zor kullanarak davranışı yönlendirmeyi amaçlayan anne baba;1. Çocuğun kendilerine karşı korku, öfke ve kızgınlık içinde olmasına sebep olur.2. Çocuğa saldırgan olmayı ve sorunlarını şiddet yoluyla çözmeyi öğretir.3. Zayıf vicdan ve ahlak gelişimine yol açar.Öneriler:1. Bağırıp çağırmak, azarlamak çocukta kuşku, utanç ve suçluluk duygularına yol açar. Bunun yerine davranışı yönlendirmede alternatif yöntemler geliştirin.2. Çocuğunuza ne yapması gerektiğini söyleyip durmak yerine, onu kararlara dahil etme yöntemleri bulun. Böylece bireysel güç ve bağımsızlık duygusu kazanır. “Şimdi ne yapsak iyi olur?” söylemek yerine gösterin.3. Bir şey rica ederken saygılı olun. Çocuğunuz bir şeylerle uğraşırken araya girip, “hemen şimdi” bir şey yapmasını istemeyin. “Bunu beş veya on dakika içinde yapmak nasıl olur?” diye sorun. Küçük çocuğunuzun sizin söylediklerinin tamamını anlayacağını düşünmüyor olabilirsiniz. Emirler yerine seçenekler sunarak aslında siz kendinize “saygılı davranmayı” öğretiyorsunuz. Bir diğer olasılık ona bir takım uyarılar yapmaktır. “Bir dakika içinde çıkıyoruz. Oyun salonunda yapmak istediğin son bir şey var mı?”4. Yanınızda bir kronometre taşıyın. Çocuğunuzun onu bir yada iki dakikaya kurmasına ve cebine koymasına izin verin. Böylece zaman dolduğunda gitmeye hazır olacaktır.5. Onun yardımına ihtiyaç duyulan tercihler yaptırın. “Yirmiye kadar saydığımda gitme vakti olacak. Çantamı arabaya kadar taşımak mı, yoksa anahtarları taşıyıp arabayı çalıştırmama yardım etmek mi istersin?” “Eve vardığımızda yapmamız gereken ilk şey nedir, aldıklarımızı yerleştirmek veya bir hikâye okumak?”6. Henüz konuşmaya başlamamış çocuklar net bir şekilde yol gösterilmeye ve yönlendirmeye ihtiyaç duyabilirler. Yani “susun ve hareket edin”. Çocuğunuzun elinden yavaşça tutun ve gitmek istediği yere gitmesine yönlendirin. Ne yapması ve yapmaması gerektiğini ona gösterin.7. Mizah duygunuzu kullanın. “Annesini dinlemeyen çocuklara gıdıklama canavarı geliyor.”8. Henüz yapmayı beceremediği şeyler hakkında düş kırıklığına uğrayıp ağladığında veya öfke nöbetine tutulduğunda kendinizi onun yerine koyun. Bu hemen onu kurtarmak anlamına gelmiyor, onu anlamak anlamına geliyor. Ona sevgiyle sarılın ve “Şu anda çok üzgünsün. Biliyorum devam etmek istiyorsun ama artık bırakma zamanı.” Sonra çocuğunuzu alın ve başka bir aktiviteye geçin.9. Her gün olan olaylar için rutinler oluşturun; sabah, yatak zamanı, yemek, alışveriş. Sonra çocuğunuza sorun; “Günlük rutinimize göre ne yapmamız gerekiyor.” Daha büyük çocuklar size cevap verecektir; “Şimdi yatak/yemek/alışveriş zamanı.”10. Gelişim düzeyi anlamaya hazır olana kadar, çocuğunuza bir takım şeyleri tekrar tekrar öğretmeniz gerekebilir. Sabırlı olun. Kelimeleri mümkün olduğunca az, hareketleri bol kullanın. Çocuklarınızın davranışlarını kişisel algılamayın, onun size kızgın, kötü veya küstah olduğunu düşünmeyin. Durun, suçlamak ve utandırmak haricinde ne yapılması gerekiyorsa onu yapın.11. Unutmayın ki; bir savaş meydanı mı yoksa çocuğunuzun uygun sınırlar içinde keşfedeceği ve deneyimleyeceği bir ortam mı yaratacağınız sizin davranışlarınıza bağlıdır.12. Onu kontrol etmeye çalışmak yerine yapabilecekleri konusunda yol göstererek, onu uygun olmayan davranışlardan uzaklaştırın.13. Koyduğunuz kurallarda anne baba olarak kararlı ve tutarlı olun davranın.14. Davranışlarının yaramazlığının sonuçlarına katlanmasını sağlayın. Duvarı kalemle boyamışsa bırakın kendi temizlesin.Çocuğunuzun “hayır” kelimesini gerçekte sizin düşündüğünüz şekilde anlamadığını anlarsanız, dikkatini çekme, yol gösterme ve diğer saygılı ve sevecen metotlar size daha anlamlı gelmeye başlayacaktır.Cezalandırma yerine başka seçenekler geliştirme:Disiplin davranışı yönlendirme olduğuna göre, istenen davranışı yapması yönünde çocuğa ceza yerine diğer seçenekler sunulmalıdır. Davranışı yönlendirirken yapılan ilk hata yanlış davranışı görmezden gelme, ikinci hata ise ilk çare olarak cezaya başvurmaktır.* Cezalandırma yerine kabul edilemez davranış yerine kabul edilebilen bir davranış koymak,* Yardımcı olabileceği bir yol göstermek, * Davranışı şiddetli kınandığını belirtmek, * Seçme şansı tanımak, * Hatasını nasıl telafi edebileceğini göstermek daha çok sorumluk sahibi olmaya özendirecektir.Çocuklar anne babalarının davranışlarını model alırlar. Her türlü olumlu olumsuz duyguları da..öğüt vermek yerine davranışlarımızla model olmak, sözden daha çok eylem etkili olduğu için daha çabuk öğrenmesini sağlar. Çocuk duyduğunu değil, gördüğünü uygular.Sevilen ve kişiliğine saygı duyulan çocuk başkalarını sever ve onlara saygı duyar. Bu nedenle disiplini sevgi temeli üzerine inşa edin.Psikolog Eylem Ayrancı

3 Nisan 2008 Perşembe

TATLI ,ŞEKER,BAL KIZIM BENİM...(MEVSİMİNDE BESLENELİM)






Kış:Doğada akıp giden, hiç şaşmayan bir düzen vardır. Biliriz ki kışın havalar soğuktur. Kimi zaman karlarla kaplanır her yer, kimi zaman buz gibi esen rüzgarda içimiz titrer. Hapşırmaya, burnumuz akmaya başladı mı hemen ıhlamur kaynatılır. Portakalı, mandalini, greyfurtu, limonuyla narenciye ailesinin renkli üyelerinden bol C vitamini alırız. Kışın daha çok toprağın altında yetişen sebzeler yenir, pancarlar, turplar, havuçlar, kerevizler. Ama toprağın üstünden de ıspanaklar, pırasalar, lahanalar, pazılar vardır soframıza konuk olan. Kavanozlara dizilen baklagilleri, bulgurla tarhanayı da unutmamalı, onlardan bol bol yararlanılmalı.
İlkbahar:Ağaçlarda pıtırak gibi açan çiçekler, yol kenarlarındaki papatyalar bize baharı müjdeler. Havalar iyiden iyiye ısınmış, pazarlara baharlık sebze ve meyveler gelmeye başlamıştır. Can erikler ve yeni dünyalar gözümüzün içine bakarak alın bizi derler. Çilek çıkacak diye heyecanlanırız. Enginar, bakla ve bezelyeyle birlikte ağır kış yemeklerinden hafif zeytinyağlılara geçme zamanı gelmiştir artık. İlkbaharda büyüyen taze soğan, taze sarımsak, buğday gibi tahıl ve yeşillikler de sofralardaki yerini alabilir. Bu mevsimde yetişen maydanoz, dereotu, fesleğen gibi aromatik otlara da yer açarız mutfağımızda.
Yaz:Yaz ayları geldi mi allı yeşilli, sarılı turunculu yaz sebze ve meyveleri pazar tezgahlarını doldurur. Yazın domatesli, biberli kahvaltılarla güne başlayıp öğlenleri karpuz-peynirle geçiştirir, bol bol denize girer, salataların yanına birkaç meze yaparız. Bol bol meyve yeriz yazın. Kiraz, vişne, şeftali, kayısı, kavun, karpuz, üzüm... Yazın dışarısı sıcakken vücudu serinletecek, mideyi yormayacak, kolay hazmedilecek besinleri tercih eder, hararetimizi bastıracak yiyecek ve içeceklere ihtiyaç duyarız.
Yaz sonuPastırma yazı geldi mi havalar hafiften soğumaya başlayabilir, zaman zaman da olsa. Taze ceviz satıcıları çıkar ortaya, Değirmendere fındığıyla birlikte. Pazarda renkler yaz aylarının albenisine inat daha yoğun, daha güneş tonlarındadır. Kırmızılar, turuncular, koyu pembeler... Kızılcıkla mürdüm eriği, rengarenk üzümler, armutun en ballısı, mısır kebabı geliyor aklıma. Köylerde kış hazırlıkları çoktan başlamış, salçalar kaynatılmış, tarhanalar serilmiş, reçel ve turşu kavanozları kilere sıralanmıştır bu dönemde.
Sonbahar:Doğanın döngüsünde son durak. O da bitince yerini yine kışa bırakacak ve aynı döngü bir kere daha baştan başlayacak. Dolaptaki soğuk su şişeleri artık pek doldurulmaz, soğuk limonatalar, dondurmalar, ayranlar yerini sıcak çaylara bırakır sonbaharda. Pazarlarda iyiden iyiye kışlık sebzeler çıkmıştır. Bir bakmışsınız zeytinyağlılar sofradan kalkmış, çorbaların dumanları tütmeye başlamış, kış sebzeleri dizi dizi dizilmiştir pazar tezgahlarına. Ispanaklar, yemyeşil saplarıyla kerevizler, havuç ve pancar, turpun binbir şekillisi, soğan, patates...

28 Mart 2008 Cuma

BALIĞIN YARARLARI...



Annoşum ve babişkom beni balık yemeğe götürdü.İlk balık yeme maceram olumsuz çıkınca annem çok üzülmüştü ama bu sefer öyle olmadı çok güzel balık yedim...
Bilseydim tadını bu kadar güzel olduğunu en önemliside bu kadar yararlı olduğunu yemezmiydim en başından beri bütün balıkları...


EEE balıkları bitirince de ödüllendirildim tabi, önce şu güzel ferrariye bindim...
Sonrada dıgıdıka...
Annoşum ve
Babişkomla güzel bir balık ziyafeti yaptık...

BALIĞIN YARARLARI:Yağ oranı düşük olan balık hayvansal proteinin önemli bir kaynağıdır. Balık yüksek kaliteli protein, omega 3, omega 6, vitamin ve mineral içermesi açısından besin değeri yüksek bir besindir. Kalp sağlığı üzerine koruyucu etki göstererek, kötü huylu kolesterolün azalmasını, iyi huylu kolesterolün artmasını sağlayan, bu sayede kan damarlarının tıkanmasını önleyerek dolaşımın akışkanlığını devam ettiren omega 3 yağ asitleri yönünden zengin olan balığın bu etkileri konuyla ilgili çok sayıdaki araştırmayla da desteklenmektedir. Omega 3 yağ asitlerinin sağlık üzerine bir diğer etkisi kansere karşı koruyucu kalkan işlevi görmesidir. Özellikle göğüs, prostat ve kolon kanserinde omega 3'ün yararlı olduğu bilinmektedir. Balığın özellikle çocuklarda zekâyı geliştirici özelliği vardır. Düzenli olarak omega-3 bakımından zengin besinler tüketenlerde beyin yaşlanması daha da yavaşlar.



FERRARİ KEYFİ...

nazar değmesin

nazar değmesin
maşşallah

MERHABA BEN ÇİSE ARSLAN HOŞGELDİNİZ...(MAŞŞALLAHDEMEYİ UNUTMAYIN LÜTFEN)

:)

İLK GÜNDEN BU GÜNE İYİKİ VARSIN ÇİSE'MİZ.

Hakkımda